Menü
Meâller
Elmalılı H.Yazır
1. Bir Sûre ki indirdik ve farz kıldık hem içinde açık açık âyetler indirdik gerek ki beller tutarsınız
B.Bayraklı
1. Bu, hükümlerini farz kılarak indirdiğimiz bir sûredir. Bu sûrede düşünüp öğüt alasınız diye apaçık deliller de indirdik.
A.Bayındır
1. Bu, indirdiğimiz ve (hükümlerini) farz kıldığımız bir sûredir.[*] Bu surede apaçık ayetler indirdik belki doğru bilgileri kullanırsınız.[*] Ayette geçen “sûre” kelimesinin kök anlamı “çevreleme ve yükselme”dir. “Şehrin etrafını çeviren duvar” için aynı kökten “sûr” kelimesi kullanılır (Hadid 57/13). İki ucu birleşik ve sınır ifade eden bir yapıda olduğu için bileziğe “sivâr” denir (İnsan 76/21). “Sûre” kelimesi de bir şeyi diğerlerinden ayırmak için çizilen sınırı ifade eder. Sınırlar, yerine göre değişebilir. Nitekim Kur’ân’ın 114 bölümünden her birini diğerinden ayıran çeşitli ölçütler vardır. Mesela Fâtiha sûresi, Allah’ın dininin temel ilkelerini en öz biçimde bildirir. Yusuf sûresi bir kıssayı tüm ayrıntılarıyla baştan sona anlatır. Ancak sûre kelimesi Kur’ân’da daha kapsamlı bir kullanıma sahiptir. “Herhangi bir konudaki ayetlerden oluşan anlam kümesi” olarak tanımlayabileceğimiz “kur’ân” kavramı ile sûre kavramı arasında bir irtibat vardır. Ayetlerdeki kullanımlara bakılırsa sûrenin, “herhangi bir konudaki ardışık ayetler topluluğu” olduğu söylenebilir. Bu yönüyle her sûre bir kur’ândır ancak her kur’ân sûre değildir. Çünkü kur’ânın oluşması için ardışık ayetler şart değildir. Herhangi bir konuda farklı yerlerden seçilen ayetler kur’ânı oluşturur ancak mushaftaki yerleri açısından ardışık ayetler olmadığı için bunlara sûre denmez. Ardışık ayetlerden oluşan bir sûrenin herhangi bir ayeti, bir başka anlam kümesinin ayeti de olabilir.  Dipnotlar »
C.Külünkoğlu
1. (Bu) bizim indirdiğimiz ve (hükümlerinin tatbikini) farz kıldığımız bir suredir. Öğüt alasınız diye onda apaçık ayetler indirdik.
S.Ateş
1. Bu indirdiğimiz ve uygulanmasını farz kıldığımız bir sûredir. Düşünüp öğüt almanız için onda açık açık âyetler indirdik.
İngilizce Kelime Meali
سُورَةٌ=A Surah ‑ أَنزَلْنٰهَا=We (have) sent it down وَفَرَضْنٰهَا=and We (have) made it obligatory, وَأَنزَلْنَا=and We (have) revealed فِيهَآ=therein ءَايٰتٍۭ=Verses بَيِّنٰتٍ=clear, لَّعَلَّكُمْ=so that you may تَذَكَّرُونَ=take heed.
(24) Nûr Sûresi Kelime Meâli
 ‎﴾ 1 ﴿‎   سُورَةٌ=bir sûredir أَنْزَلْنَاهَا=indirdiğimiz kendisini وَ=ve فَرَضْنَاهَا=takdir etmiş olduğumuz«farada»kendisini ▼ وَ=ve أَنْزَلْنَا=indirdik فِيهَا=onun içinde آيَاتٍ=«açık işaret»ayetler«ãyet»بَيِّنَاتٍ=açık delilli«beyyine» ▼ لَعَلَّكُمْ=olur ki diye siz تَذَكَّرُونَ=düşünüp ders çıkarırsınız«tezekkür»
 ‎﴾ 2 ﴿‎   الزَّانِيَةُ=zina eden kadına وَ=ve الزَّانِي=zina eden erkeğe ▼ فَ=bunun üzerine اجْلِدُوا=vurun كُلَّ وَاحِدٍ=her birine مِنْهُمَا=o ikisinden مِائَةَ=yüz جَلْدَةٍۖ=değnek ▼ وَ=ve لَا تَأْخُذْكُمْ=tutmasın sizi بِهِمَا=o ikisine karşı رَأْفَةٌ=acıma duygusu ▼ فِي دِينِ=Yargılamasında«dîn»اللَّهِ=Allah′ın ▼ إِنْ=eğer كُنْتُمْ=iseniz تُؤْمِنُونَ=inanıp güvenenler«îmãn» ▼ بِاللَّهِ=Allah′a وَ=ve الْيَوْمِ=gününe الْآخِرِۖ=Ahiret ▼ وَ=ve لْيَشْهَدْ=tanık«şãhid» olsun عَذَابَهُمَا=o ikisinin cezasına«azãb» ▼ طَائِفَةٌ=bir grup مِنَ=içerisinden الْمُؤْمِنِينَ=inanıp güvenenlerin«mü′min»
 ‎﴾ 3 ﴿‎   اَلزَّانِي=o zina eden erkek لَا يَنْكِحُ=nikahlamayacaktır إِلَّا=başkasını زَانِيَةً=zina eden bir kadından ▼ أَوْ=veya مُشْرِكَةً=«Allah′a» «ortak»denkler kabul eden«şirk_müşrik»bir kadından ▼ وَ=ve الزَّانِيَةُ=o zina eden kadın لَا يَنْكِحُهَا=nikahlamayacaktır kendini إِلَّا=başkasıyla زَانٍ=zina eden bir erkekten ▼ أَوْ=veya مُشْرِكٌۚ=«Allah′a» «ortak»denkler kabul eden«şirk_müşrik»erkekten ▼ وَ=ve حُرِّمَ=yasak«haram»kılınmıştır ذَٰلِكَ=işte bu عَلَى الْمُؤْمِنِينَ=inanıp güvenenlere«mü′min»
 ‎﴾ 4 ﴿‎   وَ=ise الَّذِينَ=kimseler يَرْمُونَ=suç atan الْمُحْصَنَاتِ=«evlilikle» koruma altına alınmış kadınlara ▼ ثُمَّ=sonrasında لَمْ يَأْتُوا=getirmeyen بِأَرْبَعَةِ=dört شُهَدَاءَ=sağlam tanık«şehîd» ▼ فَ=bu halde اجْلِدُوهُمْ=vurun onlara ثَمَانِينَ=seksen جَلْدَةً=değnek ▼ وَ=ve لَا تَقْبَلُوا=kabul etmeyin لَهُمْ=onlardan شَهَادَةً=bir tanıklık«şãhid»أَبَدًاۚ=sonsuza dek ▼ وَ=ve أُولَٰئِكَ=işte onların هُمُ=kendileri الْفَاسِقُونَ=yoldan çıkmış kimselerdir«fısk_fãsık»
 ‎﴾ 5 ﴿‎   إِلَّا=ancak hariçtir الَّذِينَ=kimseler تَابُوا=olumsuzluktan dönüş yapmış«tevbe_tevvãb»مِنْ بَعْدِ=sonra ذَٰلِكَ=işte bundan ▼ وَ=ve de أَصْلَحُوا=kendini düzeltmiş«ıslah_sulh» ▼ فَ=bu durumda إِنَّ=şu bir gerçek ki اللَّهَ=Allah غَفُورٌ=günahları örtendir«ğafûr»رَحِيمٌ=merhametlidir«rahîm»
 ‎﴾ 6 ﴿‎   وَ=ise الَّذِينَ=kimseler يَرْمُونَ=suç atan أَزْوَاجَهُمْ=eşlerine ▼ وَ=ve لَمْ يَكُنْ=olmayan لَهُمْ=onların شُهَدَاءُ=sağlam tanıkları«şehîd»إِلَّا=başka أَنْفُسُهُمْ=kendilerinden ▼ فَ=bu halde شَهَادَةُ=tanıklığı«şãhid»أَحَدِهِمْ=onların birinin ▼ أَرْبَعُ=dört defa شَهَادَاتٍ=tanık«şãhid» tutmadır بِاللَّهِۙ=Allah′ı ▼ إِنَّهُ=diye kendisi لَمِنَ الصَّادِقِينَ=mutlaka gerçeği söyleyenlerdendir«sıdk_sãdık»
 ‎﴾ 7 ﴿‎   وَ=ve الْخَامِسَةُ=beşincisi ▼ أَنَّ=diye لَعْنَتَ=dışlayıp horlayışı«la′net»اللَّهِ=Allah′ın عَلَيْهِ=kendi«eril» üzerine olsun ▼ إِنْ=eğer كَانَ=o ise«eril» مِنَ الْكَاذِبِينَ=yalan söyleyenlerden«kizb_kãzib»
 ‎﴾ 8 ﴿‎   وَ=ve يَدْرَأُ=savar عَنْهَا=ondan«dişil» الْعَذَابَ=o cezayı«azãb» ▼ أَنْ تَشْهَدَ=onun«dişil» tanıklık edişi«şãhid»أَرْبَعَ=dört defa ▼ شَهَادَاتٍ=tanık«şãhid» tutmadır بِاللَّهِۙ=Allah′ı ▼ إِنَّهُ=ki olduğuna«eril» لَمِنَ الْكَاذِبِينَ=kesinlikle yalan söyleyenlerden«kizb_kãzib»
 ‎﴾ 9 ﴿‎   وَ=ve de الْخَامِسَةَ=beşinci defa ▼ أَنَّ=olsun diye غَضَبَ=hiddetini«ğadab»اللَّهِ=Allah′ın عَلَيْهَا=kendi üzerine«dişil» ▼ إِنْ=eğer كَانَ=o olursa«eril» مِنَ الصَّادِقِينَ=gerçeği söyleyenlerden«sıdk_sãdık»
 ‎﴾ 10 ﴿‎   وَلَوْلَا=ya olmasaydı فَضْلُ=lütfu«fadl»اللَّهِ=Allah′ın عَلَيْكُمْ=size ▼ وَ=ve رَحْمَتُهُ=merhameti«rahmet» ▼ وَ=ve أَنَّ=olması اللَّهَ=Allah′ın تَوَّابٌ=olumsuzluktan dönüş yapan«hiddetten merhamete»«tevbe_tevvãb» ▼ حَكِيمٌ=hükümleri doğru olan«hakîm»
 ‎﴾ 11 ﴿‎   إِنَّ=şu bir gerçek ki الَّذِينَ=kimseler جَاءُوا=getirmiş بِالْإِفْكِ=o Dolap′ı«ifk» ▼ عُصْبَةٌ=bir küme insandır مِنْكُمْۚ=aranızdan ▼ لَا تَحْسَبُوهُ=sanmayın onu شَرًّا=zararlı ve kötü«şerr»لَكُمْۖ=sizin için ▼ بَلْ=yok aslında! هُوَ=o خَيْرٌ="faydalı ve iyi"dir«hayr»لَكُمْۚ=sizin için ▼ لِكُلِّ=‑vardır‑ hepsi için امْرِئٍ=kişilere مِنْهُمْ=onlardan مَا=oldukları اكْتَسَبَ=işlemiş مِنَ الْإِثْمِۚ=günahtan«ism_esîm» ▼ وَ=ise الَّذِينَ=kimselere تَوَلَّىٰ=işin başına geçen كِبْرَهُ=onun en büyüğü ▼ مِنْهُمْ=içlerinden ▼ لَهُ=‑vardır‑ onun için عَذَابٌ=bir ceza«azãb»عَظِيمٌ=muazzam«azîm»
 ‎﴾ 12 ﴿‎   لَوْلَا=olsa ya! ▼ إِذْ=zaman سَمِعْتُمُوهُ=onu işittiğiniz ▼ ظَنَّ=zanda bulunsa«zann»الْمُؤْمِنُونَ=inanıp güvenen«mü′min»erkekler وَ=ve الْمُؤْمِنَاتُ=inanıp güvenen«mü′min»kadınlar بِأَنْفُسِهِمْ=birbirlerine ▼ خَيْرًا="faydalı ve iyi"«hayr»yönde ▼ وَ=ve قَالُوا=deseler هَٰذَا=bu إِفْكٌ=bir Dolap′tır«ifk»مُبِينٌ=apaçık«mübîn»
 ‎﴾ 13 ﴿‎   لَوْلَا=olsa ya! جَاءُوا=getirseler عَلَيْهِ=ona بِأَرْبَعَةِ=dört شُهَدَاءَۚ=sağlam tanık«şehîd» ▼ فَ=bu halde إِذْ=zaman لَمْ يَأْتُوا=getirmedikleri بِالشُّهَدَاءِ=o sağlam tanıkları«şehîd» ▼ فَ=o zaman أُولَٰئِكَ=işte onlar عِنْدَ=katında اللَّهِ=Allah ▼ هُمُ=kendileridir الْكَاذِبُونَ=yalan söyleyenler«kizb_kãzib»
 ‎﴾ 14 ﴿‎   وَ=ve لَوْلَا=eğer olmasaydı فَضْلُ=lütfu«fadl»اللَّهِ=Allah′ın عَلَيْكُمْ=size ▼ وَ=ve رَحْمَتُهُ=merhameti«rahmet»فِي الدُّنْيَا=dünyada وَ=ve الْآخِرَةِ=Ahiret′te ▼ لَمَسَّكُمْ=mutlaka dokunurdu size ▼ فِي=hakkında مَا=şey أَفَضْتُمْ=daldığınız فِيهِ=içine ▼ عَذَابٌ=bir ceza«azãb»عَظِيمٌ=muazzam«azîm»
 ‎﴾ 15 ﴿‎   إِذْ=çünkü تَلَقَّوْنَهُ=siz alıyorsunuz onu بِأَلْسِنَتِكُمْ=dillerinizle ▼ وَ=ve تَقُولُونَ=söylüyorsunuz بِأَفْوَاهِكُمْ=ağızlarınızla ▼ مَا=şeyi لَيْسَ=olmayan لَكُمْ=sizin بِهِ=kendisi hakkında عِلْمٌ=bir bilginiz«ilm» ▼ وَ=ve تَحْسَبُونَهُ=sanıyorsunuz onu هَيِّنًا=önemsiz bir şey ▼ وَ=oysa هُوَ=o عِنْدَ=katında اللَّهِ=Allah عَظِيمٌ=muazzamdır«azîm»
 ‎﴾ 16 ﴿‎   وَ=ve لَوْلَا=hiç olmazsa إِذْ=zaman سَمِعْتُمُوهُ=onu işittiğiniz ▼ قُلْتُمْ=deseydiniz ki مَا يَكُونُ=olmaz لَنَا=bize göre أَنْ نَتَكَلَّمَ=konuşmamız بِهَٰذَا=bunu ▼ سُبْحَانَكَ=Sen «zanlardan» aşkınsın«subhãn»هَٰذَا=bu بُهْتَانٌ=bir iftiradır عَظِيمٌ=muazzam«azîm»
 ‎﴾ 17 ﴿‎   يَعِظُكُمُ=nasihat ediyor size اللَّهُ=Allah ▼ أَنْ تَعُودُوا=”ikinci kez yapmamanız”«eãde»için لِمِثْلِهِ=onun dengini أَبَدًا=sonsuza dek ▼ إِنْ=eğer كُنْتُمْ=iseniz مُؤْمِنِينَ=inanıp güvenenler«mü′min»
 ‎﴾ 18 ﴿‎   وَ=ve يُبَيِّنُ=bildiriyor«beyãn»اللَّهُ=Allah لَكُمُ=size الْآيَاتِۚ=«açık işaret»ayetleri«ãyet» ▼ وَ=ve اللَّهُ=Allah عَلِيمٌ=bilendir«alîm»حَكِيمٌ=hükümleri doğru olandır«hakîm»
 ‎﴾ 19 ﴿‎   إِنَّ=şu bir gerçek ki الَّذِينَ=kimselere يُحِبُّونَ=isteyen أَنْ تَشِيعَ=yayılıp taraftar toplamasını ▼ الْفَاحِشَةُ=o ahlaksızlığın«fahşa»فِي=içinde الَّذِينَ=kimseler آمَنُوا=inanıp güvenmiş«îmãn» ▼ لَهُمْ=‑vardır‑onlar için عَذَابٌ=bir ceza«azãb»أَلِيمٌ=üzüntü veren«elîm»فِي الدُّنْيَا=dünyada وَ=ve الْآخِرَةِۚ=Ahiret′te ▼ وَ=ve اللَّهُ=Allah يَعْلَمُ=bilir ▼ وَ=ise أَنْتُمْ=siz لَا تَعْلَمُونَ=bilmezsiniz
 ‎﴾ 20 ﴿‎   وَ=ve لَوْلَا=ya olmasaydı فَضْلُ=lütfu«fadl»اللَّهِ=Allah′ın عَلَيْكُمْ=size ▼ وَ=ve de رَحْمَتُهُ=merhameti«rahmet» ▼ وَ=ve أَنَّ=olması اللَّهَ=Allah′ın رَءُوفٌ=çok şefkatli رَحِيمٌ=merhametli«rahîm»
 ‎﴾ 21 ﴿‎   يَا أَيُّهَا=Ey! الَّذِينَ=kimseler آمَنُوا=inanıp güvenmiş«îmãn» ▼ لَا تَتَّبِعُوا=peşine takılmayın«ittebã»خُطُوَاتِ=adımlarının الشَّيْطَانِۚ=şeytanın ▼ وَ=ve مَنْ=kim يَتَّبِعْ=peşine takılırsa«ittebã»خُطُوَاتِ=adımlarının الشَّيْطَانِ=şeytanın ▼ فَ=bu durumda إِنَّهُ=şu bir gerçek ki o يَأْمُرُ=yapılmasını istediğini söyler«emr»بِالْفَحْشَاءِ=ahlaksızlıkların«fahşa»وَ=ve الْمُنْكَرِۚ=çirkinliklerin«münker» ▼ وَ=ve لَوْلَا=eğer olmasaydı فَضْلُ=lütfu«fadl»اللَّهِ=Allah′ın عَلَيْكُمْ=size ▼ وَ=ve de رَحْمَتُهُ=merhameti«rahmet» ▼ مَا زَكَىٰ=temizlemezdi مِنْكُمْ=aranızdan مِنْ=herhangi أَحَدٍ=birini أَبَدًا=sonsuza dek ▼ وَلَٰكِنَّ=fakat اللَّهَ=Allah يُزَكِّي=arındırır مَنْ=kimseyi يَشَاءُۗ=dileyen(veya ”dilediği”) ▼ وَ=ve اللَّهُ=Allah سَمِيعٌ=işitendir«semí»عَلِيمٌ=bilendir«alîm»
 ‎﴾ 22 ﴿‎   وَ=ve لَا يَأْتَلِ=yemin etmesinler أُولُوا=sahipleri الْفَضْلِ=lütuf«fadl»مِنْكُمْ=aranızdan ▼ وَ=ve(sahipleri) السَّعَةِ=servet ▼ أَنْ يُؤْتُوا=vermemeğe أُولِي=olanlara الْقُرْبَىٰ=yakınlığı وَ=ve الْمَسَاكِينَ=zavallılara«miskîn» ▼ وَ=ve الْمُهَاجِرِينَ=göç edenlere«muhãcir»فِي سَبِيلِ=yolunda«sebîl»اللَّهِۖ=Allah′ın ▼ وَ=ve لْيَعْفُوا=affetsinler وَ=ve لْيَصْفَحُواۗ=umursamasınlar«safha» ▼ أَ=mi? لَا تُحِبُّونَ=hoşunuza gitmez أَنْ يَغْفِرَ=günahlarınızı örtmesi«mağfiret»اللَّهُ=Allah′ın لَكُمْۗ=sizin ▼ وَ=ve اللَّهُ=Allah غَفُورٌ=günahları örtendir«ğafûr»رَحِيمٌ=merhametlidir«rahîm»
 ‎﴾ 23 ﴿‎   «إِنَّ=şu bir gerçek ki الَّذِينَ=kimseler يَرْمُونَ=suç atan ▼ الْمُحْصَنَاتِ=«evlilikle» koruma altına alınmış kadınlara الْغَافِلَاتِ=‑asıl‑habersiz«ğãfil»الْمُؤْمِنَاتِ=inanıp güvenmiş«mü′min» ▼ لُعِنُوا=dışlanıp horlanmışlardır«la′net»فِي الدُّنْيَا=dünyada وَ=ve الْآخِرَةِ=Ahiret′te ▼ وَ=ve لَهُمْ=‑vardır‑ onlar için عَذَابٌ=bir ceza«azãb»عَظِيمٌ=muazzam«azîm»
 ‎﴾ 24 ﴿‎   يَوْمَ=o gün تَشْهَدُ=tanıklık«şãhid» edecektir عَلَيْهِمْ=kendilerine ▼ أَلْسِنَتُهُمْ=dilleri وَ=ve أَيْدِيهِمْ=elleri وَ=ve أَرْجُلُهُمْ=ayakları ▼ بِمَا=şeylere كَانُوا=oldukları يَعْمَلُونَ=onların yapıyor
 ‎﴾ 25 ﴿‎   يَوْمَئِذٍ=o gün يُوَفِّيهِمُ=tam yerine getirir onlara اللَّهُ=Allah دِينَهُمُ=yargılamalarını«dîn» ▼ الْحَقَّ=‑asıl‑ Gerçek«hakk»olan ▼ وَ=ve يَعْلَمُونَ=onlar bilirler ▼ أَنَّ=olduğunu اللَّهَ=Allah′ın هُوَ=kendisinin الْحَقُّ=o Gerçek«hakk»الْمُبِينُ=apaçık«mübîn»
 ‎﴾ 26 ﴿‎   اَلْخَبِيثَاتُ=pis«habîs»kadınlar لِلْخَبِيثِينَ=pis«habîs»erkekler içindir ▼ وَ=ve الْخَبِيثُونَ=pis«habîs»erkekler لِلْخَبِيثَاتِۖ=pis«habîs»kadınlar içindir ▼ وَ=ve الطَّيِّبَاتُ=temiz«tayyib»kadınlar لِلطَّيِّبِينَ=temiz«tayyib»erkekler içindir ▼ وَ=ve الطَّيِّبُونَ=temiz«tayyib»erkekler لِلطَّيِّبَاتِۚ=temiz«tayyib»kadınlar içindir ▼ أُولَٰئِكَ=işte onlar مُبَرَّءُونَ=uzaktırlar مِمَّا=şeylerden يَقُولُونَۖ=onların söyledikleri ▼ لَهُمْ=onlar içindir مَغْفِرَةٌ=günahlarının örtülmesi«mağfiret» ▼ وَ=ve رِزْقٌ=faydalandırıldıkları «nimetler» «rızk»كَرِيمٌ=değerli«kerîm»
 ‎﴾ 27 ﴿‎   يَا أَيُّهَا=Ey! الَّذِينَ=kimseler آمَنُوا=inanıp güvenmiş«îmãn» ▼ لَا تَدْخُلُوا=girmeyin بُيُوتًا=evlere ▼ غَيْرَ=başka بُيُوتِكُمْ=kendi evlerinizden ▼ حَتَّىٰ=olmadan تَسْتَأْنِسُوا=tanıtmanız ▼ وَ=ve تُسَلِّمُوا=selam«selãm»vermeniz عَلَىٰ أَهْلِهَاۚ=oranın ahalisine«ehl» ▼ ذَٰلِكُمْ=işte bu خَيْرٌ=daha "faydalı ve iyi"dir«hayr»لَكُمْ=sizin için ▼ لَعَلَّكُمْ=olur ki diye siz تَذَكَّرُونَ=düşünüp ders çıkarırsınız«tezekkür»
 ‎﴾ 28 ﴿‎   فَ=bunun üzerine إِنْ=eğer لَمْ تَجِدُوا=bulmayacak olursanız فِيهَا=orada أَحَدًا=kimseyi ▼ فَ=o zaman لَا تَدْخُلُوهَا=girmeyin oraya حَتَّىٰ=kadar يُؤْذَنَ=izin verilinceye لَكُمْۖ=size ▼ وَ=ve إِنْ=eğer قِيلَ=denirse لَكُمُ=size ارْجِعُوا=dönün! ▼ فَ=o zaman da ارْجِعُواۖ=dönün ▼ هُوَ=bu أَزْكَىٰ=daha temizdir لَكُمْۚ=sizin için ▼ وَ=ve اللَّهُ=Allah بِمَا=olduklarınızı تَعْمَلُونَ=sizin yapıyor عَلِيمٌ=bilendir«alîm»
 ‎﴾ 29 ﴿‎   لَيْسَ=yoktur عَلَيْكُمْ=size جُنَاحٌ=bir sakınca«cünãh» ▼ أَنْ تَدْخُلُوا=girmenizde بُيُوتًا=evlere غَيْرَ مَسْكُونَةٍ=oturulmayan ▼ فِيهَا=‑bulunan‑içerisinde مَتَاعٌ=bir mal لَكُمْۚ=size ait ▼ وَ=ve اللَّهُ=Allah يَعْلَمُ=bilir مَا=olduğunuzu تُبْدُونَ=açığa vuruyor وَ=ve مَا=olduğunuzu تَكْتُمُونَ=gizliyor
 ‎﴾ 30 ﴿‎   قُلْ=söyle لِلْمُؤْمِنِينَ=inanıp güvenen«mü′min»erkeklere ▼ يَغُضُّوا=çeksinler مِنْ أَبْصَارِهِمْ=bakışlarını ▼ وَ=ve يَحْفَظُوا=muhafaza etsinler فُرُوجَهُمْۚ=mahrem yerlerini ▼ ذَٰلِكَ=işte bu أَزْكَىٰ=daha temizdir لَهُمْۗ=onlar için ▼ إِنَّ=şu bir gerçek ki اللَّهَ=Allah خَبِيرٌ=haberi olandır«habîr»بِمَا=olduklarından يَصْنَعُونَ=onların kurgulayıp hazırlıyor
 ‎﴾ 31 ﴿‎   وَ=ve قُلْ=söyle لِلْمُؤْمِنَاتِ=inanıp güvenen«mü′min»kadınlara ▼ يَغْضُضْنَ=çeksinler مِنْ أَبْصَارِهِنَّ=bakışlarını«dişil» ▼ وَ=ve يَحْفَظْنَ=muhafaza etsinler فُرُوجَهُنَّ=mahrem yerlerini«dişil» ▼ وَ=ve لَا يُبْدِينَ=açıkça göstermesinler زِينَتَهُنَّ=hoşa giden şeylerini«dişil»«ziynet» ▼ إِلَّا=dışında مَا=şeyler ظَهَرَ=görünen مِنْهَاۖ=onlardan ▼ وَ=ve لْيَضْرِبْنَ=koysunlar بِخُمُرِهِنَّ=başörtülerini«dişil» عَلَىٰ=üstüne جُيُوبِهِنَّۖ=göğüs yırtmaçlarının ▼ وَ=ve لَا يُبْدِينَ=açıkça göstermesinler زِينَتَهُنَّ=hoşa giden şeylerini«dişil»«ziynet» ▼ إِلَّا=dışındakilere لِبُعُولَتِهِنَّ=kocaları أَوْ=yahut آبَائِهِنَّ=onların«dişil» babaları ▼ أَوْ=yahut آبَاءِ=babaları بُعُولَتِهِنَّ=kocalarının ▼ أَوْ=yahut أَبْنَائِهِنَّ=onların«dişil» oğulları أَوْ=yahut أَبْنَاءِ=oğulları بُعُولَتِهِنَّ=kocalarının ▼ أَوْ=yahut إِخْوَانِهِنَّ=onların«dişil» kardeşleri أَوْ=yahut بَنِي=oğulları إِخْوَانِهِنَّ=onların«dişil» erkek kardeşlerinin ▼ أَوْ=yahut بَنِي=oğulları أَخَوَاتِهِنَّ=onların«dişil» kız kardeşlerinin ▼ أَوْ=yahut نِسَائِهِنَّ=onların«dişil» kadınları ▼ أَوْ=yahut مَا=oldukları مَلَكَتْ=idare etmekte«melekût»أَيْمَانُهُنَّ=güçlerinin«dişil» ▼ أَوِ=yahut التَّابِعِينَ=onların«dişil» tabi′leri (hizmetlileri) غَيْرِ=olmayan أُولِي=sahibi الْإِرْبَةِ=arzu ve ihtiyaç مِنَ الرِّجَالِ=erkekler içerisinden ▼ أَوِ=yahut الطِّفْلِ=çocuklara الَّذِينَ=olan لَمْ يَظْهَرُوا=henüz farkında olmamış عَلَىٰ عَوْرَاتِ=açık yerlerinin النِّسَاءِۖ=kadınların ▼ وَ=ve لَا يَضْرِبْنَ=vurmasınlar بِأَرْجُلِهِنَّ=ayaklarını«dişil» ▼ لِيُعْلَمَ=bilinmesi için مَا=olduklarının يُخْفِينَ=gizliyor مِنْ زِينَتِهِنَّۚ=hoşa giden şeylerinden«dişil»«ziynet» ▼ وَ=ve تُوبُوا=olumsuzluktan dönüş yapın«tevbe_tevvãb»إِلَى اللَّهِ=Allah′a جَمِيعًا=bütünüyle أَيُّهَ=Ey! الْمُؤْمِنُونَ=inanıp güvenenler«mü′min» ▼ لَعَلَّكُمْ=olur ki diye siz تُفْلِحُونَ=selamete«felãh»erersiniz
 ‎﴾ 32 ﴿‎   وَ=ve أَنْكِحُوا=nikahlatın الْأَيَامَىٰ=bekarları مِنْكُمْ=aranızdan ▼ وَ=ve الصَّالِحِينَ=düzgün kimseleri«sãlih_sãlihãt»مِنْ عِبَادِكُمْ=erkek «kulluk»hizmet«abd»edenlerinizden وَ=ve إِمَائِكُمْۚ=kadın hizmet edenlerinizden«eme» ▼ إِنْ=eğer يَكُونُوا=iseler فُقَرَاءَ=yoksul ▼ يُغْنِهِمُ=zenginleştirecektir onları اللَّهُ=Allah مِنْ فَضْلِهِۗ=lütfundan«fadl» ▼ وَ=ve اللَّهُ=Allah وَاسِعٌ=kapsayandır«vãsi»عَلِيمٌ=bilendir«alîm»
 ‎﴾ 33 ﴿‎   وَ=ve لْيَسْتَعْفِفِ=kendilerini tutsunlar الَّذِينَ=kimseler لَا يَجِدُونَ=varlığı olmayan نِكَاحًا=evlilik için ▼ حَتَّىٰ=kadar يُغْنِيَهُمُ=onları zengin edinceye اللَّهُ=Allah مِنْ فَضْلِهِۗ=lütfundan«fadl» ▼ وَ=ise الَّذِينَ=kimselere يَبْتَغُونَ=arayışında olan الْكِتَابَ=yazılı anlaşma«kitãb»yapmak ▼ مِمَّا=olduklarından مَلَكَتْ=idare etmekte«melekût»أَيْمَانُكُمْ=gücünüzün ▼ فَ=bunun üzerine كَاتِبُوهُمْ=yazılı anlaşma«kitãb»yapın onlarla ▼ إِنْ=eğer عَلِمْتُمْ=görürseniz فِيهِمْ=onlar hakkında خَيْرًاۖ=bir fayda ve iyilik«hayr» ▼ وَ=ve de آتُوهُمْ=verin onlara مِنْ مَالِ=malından اللَّهِ=Allah′ın الَّذِي=olduğu آتَاكُمْۚ=size vermiş ▼ وَ=ve لَا تُكْرِهُوا=zorlamayın فَتَيَاتِكُمْ=kız çalışanlarınızı«fetã»عَلَى الْبِغَاءِ=kötü davranmaya ▼ إِنْ=eğer أَرَدْنَ=istiyorlarsa تَحَصُّنًا=evlenmeyi (veya ”namuslu kalmayı”) ▼ لِتَبْتَغُوا=arayışı için عَرَضَ=sunduklarının الْحَيَاةِ=hayatının الدُّنْيَاۚ=dünya ▼ وَ=ve مَنْ=kim يُكْرِهْهُنَّ=zorlarsa onları«dişil» ▼ فَ=bu durumda إِنَّ=şu bir gerçek ki اللَّهَ=Allah مِنْ بَعْدِ=sonra إِكْرَاهِهِنَّ=zorlanmalarından«dişil» ▼ غَفُورٌ=günahları örtendir«ğafûr»رَحِيمٌ=merhametlidir«rahîm»
 ‎﴾ 34 ﴿‎   وَ=ve لَقَدْ=emin olun ki أَنْزَلْنَا=indirdik إِلَيْكُمْ=size ▼ آيَاتٍ=«açık işaret»ayetler«ãyet»مُبَيِّنَاتٍ=apaçık«mübîn» ▼ وَ=ve مَثَلًا=bir örnek مِنَ الَّذِينَ=kimseler içerisinden خَلَوْا=gelip geçmiş مِنْ قَبْلِكُمْ=sizden önce ▼ وَ=ve مَوْعِظَةً=bir nasihat لِلْمُتَّقِينَ=o kendini sakındıranlar«takvã»için
 ‎﴾ 35 ﴿‎   اللَّهُ=Allah نُورُ=aydınlığıdır«nûr»«sûrenin adıdır»السَّمَاوَاتِ=göklerin وَ=ve الْأَرْضِۚ=yeryüzünün ▼ مَثَلُ=durumu نُورِهِ=O′nun aydınlığının«nûr»كَمِشْكَاةٍ=bir kandil gibidir ▼ فِيهَا=‑vardır‑onun içerisinde مِصْبَاحٌۖ=bir lamba ▼ الْمِصْبَاحُ=o lamba فِي=içerisindedir زُجَاجَةٍۖ=bir camın ▼ الزُّجَاجَةُ=o cam كَأَنَّهَا=sanki gibidir kendisi كَوْكَبٌ=bir parlayan gezegen دُرِّيٌّ=inciden ▼ يُوقَدُ=yakılır مِنْ شَجَرَةٍ=ağacındakilerden مُبَارَكَةٍ=bereketli«berekãt_mubãrek»زَيْتُونَةٍ=zeytin ▼ لَا=ne شَرْقِيَّةٍ=doğudan وَلَا=ne de غَرْبِيَّةٍ=batıdan ▼ يَكَادُ=öyle ki neredeyse زَيْتُهَا=onun yağı يُضِيءُ=ışık verir ▼ وَلَوْ=bile لَمْ تَمْسَسْهُ=ona değmese نَارٌۚ=bir ateş«nãr» ▼ نُورٌ=aydınlık«nûr»عَلَىٰ=üstüne نُورٍۗ=aydınlık«nûr» ▼ يَهْدِي=yolunu gösterir«hüdã»اللَّهُ=Allah لِنُورِهِ=aydınlığının«nûr» ▼ مَنْ=kimseye يَشَاءُۚ=dileyen(veya ”dilediği”) ▼ وَ=ve يَضْرِبُ=örnekler verir اللَّهُ=Allah الْأَمْثَالَ=benzetmelerle لِلنَّاسِۗ=insanlara ▼ وَ=ve اللَّهُ=Allah بِكُلِّ شَيْءٍ=her şeyi عَلِيمٌ=bilendir«alîm»
 ‎﴾ 36 ﴿‎   فِي بُيُوتٍ=‑bulunur‑evlerde ▼ أَذِنَ=izin verdiği اللَّهُ=Allah′ın أَنْ تُرْفَعَ=yükseltilmesine ▼ وَ=ve يُذْكَرَ=anılmasına«zikr»فِيهَا=içlerinde اسْمُهُ=adının ▼ يُسَبِّحُ=onlar «zanlardan» aşkınlığını dile getirirler«tesbih»لَهُ=O′nun فِيهَا=orada ▼ بِالْغُدُوِّ=sabah وَ=ve الْآصَالِ=akşam
 ‎﴾ 37 ﴿‎   رِجَالٌ=adamlardır لَا تُلْهِيهِمْ=kendilerini alıkoymadığı ▼ تِجَارَةٌ=ticaretin وَلَا=ne de بَيْعٌ=alışverişin ▼ عَنْ ذِكْرِ=anmaktan(veya ”ilâhî Tembihinden”)«zikr»اللَّهِ=Allah′ı ▼ وَ=ve إِقَامِ=gereğince yerine getirmekten«ekãme»الصَّلَاةِ=«iyilik istemek»o namazı«salãt» ▼ وَ=ve de إِيتَاءِ=vermekten الزَّكَاةِۙ=o zekatı ▼ يَخَافُونَ=korkarlar يَوْمًا=bir günden ▼ تَتَقَلَّبُ=ters döneceği فِيهِ=onda الْقُلُوبُ=yüreklerin وَ=ve الْأَبْصَارُ=gözlerin
 ‎﴾ 38 ﴿‎   لِيَجْزِيَهُمُ=karşılığını«cezã»vermesi içindir اللَّهُ=Allah′ın ▼ أَحْسَنَ=daha güzeliyle«hasen» ▼ مَا=olduklarının عَمِلُوا=yapmış ▼ وَ=ve(için) يَزِيدَهُمْ=artırması onlara مِنْ فَضْلِهِۗ=lütfundan«fadl» ▼ وَ=ve اللَّهُ=Allah يَرْزُقُ=«nimetlerden» faydalandırır«rızk»مَنْ=kimseyi يَشَاءُ=dilediği بِغَيْرِ=olmadan حِسَابٍ=bir hesap(veya”ölçü”)
 ‎﴾ 39 ﴿‎   وَ=ise الَّذِينَ=kimselere كَفَرُوا=«ilâhi sözleri» görmezlikten gelmiş«küfr_kãfir» ▼ أَعْمَالُهُمْ=onların işleri كَسَرَابٍ=bir serap gibidir بِقِيعَةٍ=düz arazideki ▼ يَحْسَبُهُ=sanır onu الظَّمْآنُ=susayan biri مَاءً=bir su ▼ حَتَّىٰ=nihayet إِذَا=zaman جَاءَهُ=ona vardığı لَمْ يَجِدْهُ=bulmaz onda شَيْئًا=herhangi bir şey ▼ وَ=ve de وَجَدَ=bulur اللَّهَ=Allah′ı عِنْدَهُ=kendi yanında ▼ فَ=bu halde وَفَاهُ=O tam verecektir ona حِسَابَهُۗ=hesabını ▼ وَ=ve اللَّهُ=Allah سَرِيعُ=çabuktur الْحِسَابِ=hesapta
 ‎﴾ 40 ﴿‎   أَوْ=yahut كَظُلُمَاتٍ=karanlıklar«zulumãt»gibidir ▼ فِي بَحْرٍ=bir denizdeki لُجِّيٍّ=engin ▼ يَغْشَاهُ=üstünü örter onun مَوْجٌ=bir dalga ▼ مِنْ فَوْقِهِ=‑vardır‑onun üstünde مَوْجٌ=bir dalga ▼ مِنْ فَوْقِهِ=‑vardır‑onun üstünde سَحَابٌۚ=bir bulut ▼ ظُلُمَاتٌ=karanlıklar«zulumãt»بَعْضُهَا=kiminin فَوْقَ=üstünde بَعْضٍ=kimisi ▼ إِذَا=zaman أَخْرَجَ=dışarı çıkardığı«ihrãc»يَدَهُ=elini لَمْ يَكَدْ يَرَاهَاۗ=neredeyse görmeyecek onu ▼ وَ=ve مَنْ=kimseye لَمْ يَجْعَلِ=vermediği اللَّهُ=Allah′ın لَهُ=kendisine نُورًا=bir aydınlık«nûr» ▼ فَ=bu halde مَا=olmayacaktır لَهُ=onun مِنْ نُورٍ=bir aydınlığı«nûr»
 ‎﴾ 41 ﴿‎   أَ=mi? لَمْ تَرَ=görmedin أَنَّ=olduğunu اللَّهَ=Allah ki يُسَبِّحُ=«zanlardan» aşkınlığını dile getirirler«tesbih»لَهُ=O′nun için ▼ مَنْ=kimseler فِي السَّمَاوَاتِ=göklerdeki وَ=ve الْأَرْضِ=yeryüzündeki ▼ وَ=ve الطَّيْرُ=kuşlar صَافَاتٍۖ=saflar halindeki ▼ كُلٌّ=her biri قَدْ=emin ol ki عَلِمَ=bilir ▼ صَلَاتَهُ=kendi «iyilik istemek»namazını«salãt»وَ=ve تَسْبِيحَهُۗ=«zanlardan» aşkınlığını dile getirmeyi«tesbih»O′nun ▼ وَ=ve اللَّهُ=Allah عَلِيمٌ=bilendir«alîm»بِمَا=olduklarını يَفْعَلُونَ=onların yapıyor
 ‎﴾ 42 ﴿‎   وَ=ve لِلَّهِ=Allah′ındır مُلْكُ=hükümranlığı«mülk»السَّمَاوَاتِ=göklerin وَ=ve الْأَرْضِۖ=yeryüzünün ▼ وَ=ve إِلَى اللَّهِ=Allah′adır الْمَصِيرُ=o varış«mesîr»
 ‎﴾ 43 ﴿‎   أَ=mi? لَمْ تَرَ=görmedin أَنَّ=olduğunu اللَّهَ=Allah′ın يُزْجِي=sürüyor سَحَابًا=bulutları ▼ ثُمَّ=sonrasında يُؤَلِّفُ=birleştirir بَيْنَهُ=onun arasını ▼ ثُمَّ=sonrasında يَجْعَلُهُ=yığar (sıkıştırır) onları رُكَامًا=üst üste ▼ فَ=sonra da تَرَى=görürsün الْوَدْقَ=yağmurun يَخْرُجُ=ortaya çıktığını«ihrãc»مِنْ خِلَالِهِ=bunun arasından ▼ وَ=ve يُنَزِّلُ=indirir مِنَ السَّمَاءِ=gökteki مِنْ جِبَالٍ=dağlardan فِيهَا=orada مِنْ بَرَدٍ=bir dolu ▼ فَ=böylece يُصِيبُ=vurur بِهِ=onunla مَنْ=kimseyi يَشَاءُ=dilediği ▼ وَ=ve يَصْرِفُهُ=öteye çevirir onu عَنْ مَنْ=kimseden يَشَاءُۖ=dilediği ▼ يَكَادُ=neredeyse سَنَا=parıltısı بَرْقِهِ=bunun şimşeğinin ▼ يَذْهَبُ=alır بِالْأَبْصَارِ=gözleri
 ‎﴾ 44 ﴿‎   يُقَلِّبُ=döndürür اللَّهُ=Allah اللَّيْلَ=gece وَ=ve النَّهَارَۚ=gündüzü ▼ إِنَّ=şu bir gerçek ki فِي ذَٰلِكَ=işte bundadır لَعِبْرَةً=kesinlikle bir ibret ▼ لِأُولِي=olanlar için الْأَبْصَارِ=gözleri
 ‎﴾ 45 ﴿‎   وَ=ve اللَّهُ=Allah خَلَقَ=yaratmıştır كُلَّ=her دَابَّةٍ=canlıyı مِنْ مَاءٍۖ=sudan ▼ فَ=sonra da مِنْهُمْ=onlardan مَنْ=kimi يَمْشِي=yürür عَلَىٰ=üzerinde بَطْنِهِ=karnı ▼ وَ=ve مِنْهُمْ=onlardan مَنْ=kimi يَمْشِي=yürür عَلَىٰ=üstünde رِجْلَيْنِ=iki ayak ▼ وَ=ve مِنْهُمْ=onlardan مَنْ=kimi يَمْشِي=yürür عَلَىٰ=üstünde أَرْبَعٍۚ=dördü ▼ يَخْلُقُ=yaratır اللَّهُ=Allah مَا=neyi يَشَاءُۚ=dilerse ▼ إِنَّ=şu bir gerçek ki اللَّهَ=Allah عَلَىٰ كُلِّ شَيْءٍ=her şeye قَدِيرٌ=güç yetirendir«kadîr_mikdãr»
 ‎﴾ 46 ﴿‎   لَقَدْ=emin olun ki أَنْزَلْنَا=Biz indirdik آيَاتٍ=«açık işaret»ayetler«ãyet»مُبَيِّنَاتٍۚ=apaçık«mübîn» ▼ وَ=ve اللَّهُ=Allah يَهْدِي=yolunu gösterir«hüdã»مَنْ=kimseye يَشَاءُ=dileyen(veya ”dilediği”) إِلَىٰ صِرَاطٍ=bir yolun«sırãt»مُسْتَقِيمٍ=dosdoğru«müstakîm»
 ‎﴾ 47 ﴿‎   وَ=ve يَقُولُونَ=diyorlar آمَنَّا=inanıp güvendik«îmãn» ▼ بِاللَّهِ=Allah′a وَ=ve بِالرَّسُولِ=o Elçiye«rasûl» ▼ وَ=ve أَطَعْنَا=benimseyip uyduk«ta′at» ▼ ثُمَّ=sonrasında يَتَوَلَّىٰ=sırt çeviriyor«tevellã»فَرِيقٌ=bir kesim«ferîk»مِنْهُمْ=onlardan ▼ مِنْ بَعْدِ=ardından ذَٰلِكَۚ=işte bunun ▼ وَ=ve مَا=değillerdir أُولَٰئِكَ=işte onlar بِالْمُؤْمِنِينَ=inanıp güvenmiş«mü′min»
 ‎﴾ 48 ﴿‎   وَ=ve إِذَا=zaman دُعُوا=çağırıldıkları«duã»إِلَى اللَّهِ=Allah′a وَ=ve رَسُولِهِ=Elçisine«rasûl» ▼ لِيَحْكُمَ=hüküm vermesi için بَيْنَهُمْ=aralarında ▼ إِذَا=bir de bakarsın ki فَرِيقٌ=bir kesim«ferîk»مِنْهُمْ=onlara مُعْرِضُونَ=aldırış etmeyenlerdir«iğ′rãd»
 ‎﴾ 49 ﴿‎   وَ=ve إِنْ=eğer يَكُنْ=olursa لَهُمُ=kendi lehlerine الْحَقُّ=o Gerçek«hakk» ▼ يَأْتُوا=gelirler إِلَيْهِ=ona مُذْعِنِينَ=itaat ederek
 ‎﴾ 50 ﴿‎   أَ=mı? فِي=‑var‑ içinde قُلُوبِهِمْ=kalplerinin مَرَضٌ=bir hastalık ▼ أَمِ=yoksa mı? ارْتَابُوا=kuşku duydular ▼ أَمْ=yoksa mı? يَخَافُونَ=korkuyorlar ▼ أَنْ يَحِيفَ=haksızlık yapacağından اللَّهُ=Allah′ın عَلَيْهِمْ=kendilerine ▼ وَ=ve رَسُولُهُۚ=Elçisinin«rasûl» ▼ بَلْ=yok aslında! أُولَٰئِكَ=işte onların هُمُ=kendileri الظَّالِمُونَ="haksızlık ve kötülük" edenlerdir«zulm_zãlim»
 ‎﴾ 51 ﴿‎   إِنَّمَا=ancak ve sadece كَانَ=oldu قَوْلَ=söylediği الْمُؤْمِنِينَ=inanıp güvenenlerin«mü′min» ▼ إِذَا=zaman دُعُوا=çağırıldıkları«duã»إِلَى اللَّهِ=Allah′a وَ=ve رَسُولِهِ=Elçisine«rasûl» ▼ لِيَحْكُمَ=hükmetmesi için بَيْنَهُمْ=aralarında ▼ أَنْ يَقُولُوا=diye demeleri سَمِعْنَا=”işittik وَ=ve أَطَعْنَاۚ=benimseyip uyduk”«ta′at» ▼ وَ=ve أُولَٰئِكَ=işte onların هُمُ=kendileridir الْمُفْلِحُونَ=selamete«felãh»erenler
 ‎﴾ 52 ﴿‎   وَ=ve مَنْ=kimler يُطِعِ=benimseyip uyarsa«ta′at»اللَّهَ=Allah′a وَ=ve رَسُولَهُ=Elçisine«rasûl» ▼ وَ=ve يَخْشَ=çekinirse«huşû»اللَّهَ=Allah′tan وَ=ve يَتَّقْهِ=kendini sakındırırsa«takvã»O′na yönelik ▼ فَ=o zaman أُولَٰئِكَ=işte onların هُمُ=kendileridir الْفَائِزُونَ=o kurtularak murada erenlerin«fevz»
 ‎﴾ 53 ﴿‎   وَ=ve أَقْسَمُوا=yemin ettiler بِاللَّهِ=Allah′a جَهْدَ=var gücüyle«cihãd»أَيْمَانِهِمْ=yeminlerinin ▼ لَئِنْ=muhakkak ki eğer أَمَرْتَهُمْ=istendiği söylenirse«emr» onlara ▼ لَيَخْرُجُنَّۖ=kesinlikle dışarı(sefere) çıkacaklarına«ihrãc» ▼ قُلْ=de ki لَا تُقْسِمُواۖ=yemin etmeyin ▼ طَاعَةٌ=benimseyip uyma«ta′at»مَعْرُوفَةٌۚ=«hakka» uygun«ma′rûf»olandır ▼ إِنَّ=şu bir gerçek ki اللَّهَ=Allah خَبِيرٌ=haberdardır«habîr»بِمَا=olduklarınızdan تَعْمَلُونَ=sizin yapıyor
 ‎﴾ 54 ﴿‎   قُلْ=de ki أَطِيعُوا=benimseyip uyun«ta′at»اللَّهَ=Allah′a ▼ وَ=ve أَطِيعُوا=benimseyip uyun«ta′at»الرَّسُولَۖ=şu Elçiye«rasûl» ▼ فَ=bunun üzerine إِنْ=eğer تَوَلَّوْا=sırt çevirirseniz«tevellã» ▼ فَ=bu durumda إِنَّمَا=ancak ve sadece عَلَيْهِ=‑vardır‑ona مَا=olan حُمِّلَ=kendisine yükletilmiş ▼ وَ=ve عَلَيْكُمْ=size مَا=olan حُمِّلْتُمْۖ=size yükletilmiş ▼ وَ=ve إِنْ=eğer تُطِيعُوهُ=benimseyip uyarsanız«ta′at»ona تَهْتَدُواۚ=gösterilmiş yola girmiş«hüdã»olursunuz ▼ وَ=ve مَا=yoktur عَلَى=«üzerinde»sorumluluğunda الرَّسُولِ=o Elçinin«rasûl»إِلَّا=başkası الْبَلَاغُ=tebliğ edişten الْمُبِينُ=apaçık«mübîn»
 ‎﴾ 55 ﴿‎   وَعَدَ=söz vermiştir«va′d»اللَّهُ=Allah ▼ الَّذِينَ=kimselere آمَنُوا=inanıp güvenmiş«îmãn»مِنْكُمْ=aranızdan ▼ وَ=ve de عَمِلُوا=yapmışlara الصَّالِحَاتِ=düzgün işler«sãlih_sãlihãt» ▼ لَيَسْتَخْلِفَنَّهُمْ=muhakkak artlarından yerlerine geçirecektir«halef»فِي الْأَرْضِ=yeryüzünde ▼ كَمَا=gibi اسْتَخْلَفَ=yerlerine geçirdiği«halef»الَّذِينَ=kimseleri مِنْ قَبْلِهِمْ=kendilerinden öncekiler içerisinden ▼ وَ=ve لَيُمَكِّنَنَّ=kesinlikle sağlamlaştıracaktır لَهُمْ=kendilerine دِينَهُمُ=dinlerini«dîn» ▼ الَّذِي=olduğu ارْتَضَىٰ=uygun görmüş لَهُمْ=kendileri için ▼ وَ=ve لَيُبَدِّلَنَّهُمْ=mutlaka erdirecektir onları مِنْ بَعْدِ=ardından خَوْفِهِمْ=korkularının أَمْنًاۚ=bir güvene ▼ يَعْبُدُونَنِي=«kulluk»hizmet«abd»edecekler bana ▼ لَا يُشْرِكُونَ=«ortak»denkler kabul etmeyecekler«şirk_müşrik»بِي=bana شَيْئًاۚ=bir şeyi ▼ وَ=ve مَنْ=kim(ler) كَفَرَ=«ilâhi sözleri» görmezlikten gelirse«küfr_kãfir»بَعْدَ=sonra ذَٰلِكَ=işte bundan ▼ فَ=o zaman أُولَٰئِكَ=işte onların هُمُ=kendileri الْفَاسِقُونَ=yoldan çıkanlardır«fısk_fãsık»
 ‎﴾ 56 ﴿‎   وَ=ve أَقِيمُوا=gereğince yerine getirin«ekãme»الصَّلَاةَ=«iyilik istemek»o namazı«salãt» ▼ وَ=ve de آتُوا=verin الزَّكَاةَ=o zekatı ▼ وَ=ve أَطِيعُوا=benimseyip uyun«ta′at»الرَّسُولَ=o Elçiye«rasûl» ▼ لَعَلَّكُمْ=olur ki diye siz تُرْحَمُونَ=merhamet«rahmet»edilirsiniz
 ‎﴾ 57 ﴿‎   لَا تَحْسَبَنَّ=sanma الَّذِينَ=kimselerin كَفَرُوا=«ilâhi sözleri» görmezlikten gelmiş«küfr_kãfir»مُعْجِزِينَ=aciz bırakacaklarını فِي الْأَرْضِۚ=yeryüzünde ▼ وَ=iken مَأْوَاهُمُ=onların barınacakları yer«me′va»النَّارُۖ=o Ateş«nãr» ▼ وَ=ve لَبِئْسَ=ne kötüdür الْمَصِيرُ=o varış«mesîr»
 ‎﴾ 58 ﴿‎   يَا أَيُّهَا=Ey! الَّذِينَ=kimseler آمَنُوا=inanıp güvenmiş«îmãn» ▼ لِيَسْتَأْذِنْكُمُ=izin istesinler الَّذِينَ=kimseler مَلَكَتْ=idare ettiği«melekût»أَيْمَانُكُمْ=gücünüzün ▼ وَ=ve الَّذِينَ=kimseler لَمْ يَبْلُغُوا=henüz ermemiş olan الْحُلُمَ=erginliğe مِنْكُمْ=aranızdan ▼ ثَلَاثَ=üç مَرَّاتٍۚ=vakitte ▼ مِنْ قَبْلِ=önce صَلَاةِ=«iyilik istemek»namazından«salãt»الْفَجْرِ=«Tanyeri»sabah ▼ وَ=ve حِينَ=zaman تَضَعُونَ=çıkaracağınız ثِيَابَكُمْ=elbisenizi مِنَ الظَّهِيرَةِ=öğle vakti ▼ وَ=ve مِنْ بَعْدِ=sonra صَلَاةِ=«iyilik istemek»namazından«salãt»الْعِشَاءِۚ=yatsı ▼ ثَلَاثُ=üç vakittir عَوْرَاتٍ=mahrem olan لَكُمْۚ=sizin için ▼ لَيْسَ=yoktur عَلَيْكُمْ=size وَلَا=ne de عَلَيْهِمْ=onlara جُنَاحٌ=bir sakınca«cünãh»بَعْدَهُنَّۚ=bunun dışında ▼ طَوَّافُونَ=girip çıkarsınız عَلَيْكُمْ=yanına بَعْضُكُمْ=kiminiz عَلَىٰ بَعْضٍۚ=kiminin ▼ كَذَٰلِكَ=işte böyle يُبَيِّنُ=bildiriyor«beyãn»اللَّهُ=Allah لَكُمُ=size الْآيَاتِۗ=«açık işaret»ayetleri«ãyet» ▼ وَ=ve اللَّهُ=Allah عَلِيمٌ=bilendir«alîm»حَكِيمٌ=hükümleri doğru olandır«hakîm»
 ‎﴾ 59 ﴿‎   وَ=ve إِذَا=zaman بَلَغَ=erdikleri الْأَطْفَالُ=çocuklarınız مِنْكُمُ=içinizde الْحُلُمَ=erginlik çağına ▼ فَ=o zaman لْيَسْتَأْذِنُوا=izin istesinler ▼ كَمَا=gibi اسْتَأْذَنَ=izin istedikleri الَّذِينَ=kimselerin مِنْ قَبْلِهِمْۚ=kendilerinden öncekiler içerisinden ▼ كَذَٰلِكَ=işte böyle يُبَيِّنُ=bildiriyor«beyãn»اللَّهُ=Allah لَكُمْ=size آيَاتِهِۗ=«açık işaret»ayetlerini«ãyet» ▼ وَ=ve اللَّهُ=Allah عَلِيمٌ=bilendir«alîm»حَكِيمٌ=hükümleri doğru olandır«hakîm»
 ‎﴾ 60 ﴿‎   وَ=ve الْقَوَاعِدُ=oturup kalmış مِنَ النِّسَاءِ=kadınların ▼ اللَّاتِي=olan لَا يَرْجُونَ=arzu etmiyor نِكَاحًا=evlenmeyi ▼ فَ=bu halde لَيْسَ=yoktur عَلَيْهِنَّ=kendileri için«dişil» جُنَاحٌ=bir sakınca«cünãh»أَنْ يَضَعْنَ=çıkarmalarında ثِيَابَهُنَّ=dış örtülerini«dişil» ▼ غَيْرَ=olmadan مُتَبَرِّجَاتٍ=sergileme بِزِينَةٍۖ=hoşa giden şeyleri«ziynet» ▼ وَ=ve أَنْ يَسْتَعْفِفْنَ=kendilerini tutmaları خَيْرٌ=daha "faydalı ve iyi"dir«hayr»لَهُنَّۗ=kendileri için«dişil» ▼ وَ=ve اللَّهُ=Allah سَمِيعٌ=işitendir«semí»عَلِيمٌ=bilendir«alîm»
 ‎﴾ 61 ﴿‎   لَيْسَ=yoktur عَلَى الْأَعْمَىٰ=köre حَرَجٌ=bir sıkıntı«harac» ▼ وَلَا=ne عَلَى الْأَعْرَجِ=topala حَرَجٌ=bir sıkıntı«harac» ▼ وَلَا=ne عَلَى الْمَرِيضِ=hastaya حَرَجٌ=bir sıkıntı«harac» ▼ وَلَا=ne de عَلَىٰ أَنْفُسِكُمْ=size ▼ أَنْ تَأْكُلُوا=yemenizde مِنْ بُيُوتِكُمْ=kendi evlerinizde ▼ أَوْ=yahut بُيُوتِ=evlerinde آبَائِكُمْ=babalarınızın ▼ أَوْ=yahut بُيُوتِ=evlerinde أُمَّهَاتِكُمْ=annelerinizin ▼ أَوْ=yahut بُيُوتِ=evlerinde إِخْوَانِكُمْ=kardeşlerinizin ▼ أَوْ=yahut بُيُوتِ=evlerinde أَخَوَاتِكُمْ=kız kardeşlerinizin ▼ أَوْ=yahut بُيُوتِ=evlerinde أَعْمَامِكُمْ=amcalarınızın ▼ أَوْ=yahut بُيُوتِ=evlerinden عَمَّاتِكُمْ=halalarınızın ▼ أَوْ=yahut بُيُوتِ=evlerinde أَخْوَالِكُمْ=dayılarınızın ▼ أَوْ=yahut بُيُوتِ=evlerinde خَالَاتِكُمْ=teyzelerinizin ▼ أَوْ=yahut مَا=olduklarınızın مَلَكْتُمْ=idare etmekte«melekût»مَفَاتِحَهُ=anahtarlarını ▼ أَوْ=yahut صَدِيقِكُمْۚ=arkadaşınızın«sadîk» ▼ لَيْسَ=yoktur عَلَيْكُمْ=üzerinize جُنَاحٌ=bir sakınca«cünãh» ▼ أَنْ تَأْكُلُوا=yemenizde جَمِيعًا=hep birlikte ▼ أَوْ=yahut أَشْتَاتًاۚ=ayrı ayrı ▼ فَ=bunun üzerine إِذَا=zaman دَخَلْتُمْ=girdiğiniz بُيُوتًا=evlere ▼ فَ=o zaman سَلِّمُوا=selam«selãm»verin عَلَىٰ أَنْفُسِكُمْ=kendinize (veya”birbirinize”) ▼ تَحِيَّةً=bir karşılamayla مِنْ عِنْدِ=katından اللَّهِ=Allah′ın ▼ مُبَارَكَةً=bereketli«berekãt_mubãrek»طَيِّبَةًۚ=temiz«tayyib» ▼ كَذَٰلِكَ=işte böyle يُبَيِّنُ=bildiriyor«beyãn»اللَّهُ=Allah لَكُمُ=size الْآيَاتِ=«açık işaret»ayetleri«ãyet» ▼ لَعَلَّكُمْ=olur ki diye siz تَعْقِلُونَ=akıl erdirip kavrarsınız«akl»
 ‎﴾ 62 ﴿‎   إِنَّمَا=ancak ve sadece الْمُؤْمِنُونَ=inanıp güvenenler«mü′min» ▼ الَّذِينَ=kimselerdir آمَنُوا=inanıp güvenmiş«îmãn»بِاللَّهِ=Allah′a وَ=ve رَسُولِهِ=Elçisine«rasûl» ▼ وَ=ve إِذَا=zaman كَانُوا=oldukları مَعَهُ=onunla beraber ▼ عَلَىٰ أَمْرٍ=yapılması istenen bir şey«emr» için جَامِعٍ=topluca ▼ لَمْ يَذْهَبُوا=gitmezler حَتَّىٰ=kadar يَسْتَأْذِنُوهُۚ=izin alıncaya ondan ▼ إِنَّ=şu bir gerçek ki الَّذِينَ=kimseler يَسْتَأْذِنُونَكَ=izin alan senden ▼ أُولَٰئِكَ=işte onlar الَّذِينَ=kimselerdir يُؤْمِنُونَ=inanıp güvenen«îmãn»بِاللَّهِ=Allah′a وَ=ve رَسُولِهِۚ=Elçisine«rasûl» ▼ فَ=bunun üzerine إِذَا=zaman اسْتَأْذَنُوكَ=senden izin istedikleri لِبَعْضِ=kimi için شَأْنِهِمْ=işlerinin ▼ فَ=o zaman أْذَنْ=izin ver لِمَنْ=kimse için شِئْتَ=dilediğin مِنْهُمْ=onlardan ▼ وَ=ve اسْتَغْفِرْ=günahlarının örtülmesini dile«istiğfar»لَهُمُ=onlar için اللَّهَۚ=Allah′tan ▼ إِنَّ=şu bir gerçek ki اللَّهَ=Allah غَفُورٌ=günahları örtendir«ğafûr»رَحِيمٌ=merhametlidir«rahîm»
 ‎﴾ 63 ﴿‎   لَا تَجْعَلُوا=bir tutmayın دُعَاءَ=çağrısını«duã»الرَّسُولِ=o Elçinin«rasûl»بَيْنَكُمْ=aranızda ▼ كَدُعَاءِ=çağrısı«duã»gibi بَعْضِكُمْ=kiminizin بَعْضًاۚ=kimini ▼ قَدْ=emin olun ki يَعْلَمُ=bilir اللَّهُ=Allah ▼ الَّذِينَ=kimseleri يَتَسَلَّلُونَ=sıvışıp giden مِنْكُمْ=içinizdeki لِوَاذًاۚ=birbirinin arkasına gizlenerek ▼ فَ=o halde لْيَحْذَرِ=sakınsınlar الَّذِينَ=kimseler يُخَالِفُونَ=dönen«hulf»عَنْ أَمْرِهِ=yapılmasını istemiş olduğu şeyden«emr» ▼ أَنْ تُصِيبَهُمْ=onların başına gelmesinden فِتْنَةٌ=bir sıkıntının«fitne» ▼ أَوْ=yahut يُصِيبَهُمْ=onların başına gelmesinden عَذَابٌ=bir cezanın«azãb»أَلِيمٌ=üzüntü veren«elîm»
 ‎﴾ 64 ﴿‎   أَلَا=şunu iyi bilin إِنَّ=ki لِلَّهِ=Allah′ındır ▼ مَا=olanlar فِي السَّمَاوَاتِ=göklerde وَ=ve الْأَرْضِۖ=yeryüzünde ▼ قَدْ=emin olun ki يَعْلَمُ=bilir مَا=olduğunuz şeyi أَنْتُمْ=sizin عَلَيْهِ=kendisi üzerinde ▼ وَ=ve يَوْمَ=o gün يُرْجَعُونَ=döndürülüp götürüleceklerdir إِلَيْهِ=O′na ▼ فَ=sonra da يُنَبِّئُهُمْ=haber verecektir onlara بِمَا=olduklarını عَمِلُواۗ=yapmış ▼ وَ=ve اللَّهُ=Allah بِكُلِّ شَيْءٍ=her şeyi عَلِيمٌ=bilendir«alîm»
Âyet Metni : (Nûr.1) (18. Cüz | 350. Sayfa)
Okunuşu :
1. sûratün enzelnâhâ veferaḍnâhâ veenzelnâ fîhâ âyâtim beyyinâtil le`alleküm teẕekkerûn.
(Nûr.1) Grameri
سُورَةٌ : A Surah ::: [İsim] [Dişil] [u‑haline çekilmiş (merfû)] Kök: س و رأَنْزَلْنَاهَا : (have) sent down ::: [Türemiş Fiil] [Geçmiş Zaman] [Şahıs:Biz] [İf'âl Kalıbı] [فَـعَلَ=>أَفْعَلَ] Kök: ن ز لأَنْزَلْنَاهَا : We ::: [Fiil Şahıs Çekim Eki] [Şahıs:Biz]أَنْزَلْنَاهَا : it ::: [Bitişik Zamir] [Şahıs:O/dişil]وَفَرَضْنَاهَا : and ::: [Bağlaç (harf‑i atıf)]وَفَرَضْنَاهَا : (have) made obligatory ::: [Basit Fiil] [Geçmiş Zaman] [Şahıs:Biz] Kök: ف ر ضوَفَرَضْنَاهَا : We ::: [Fiil Şahıs Çekim Eki] [Şahıs:Biz]وَفَرَضْنَاهَا : it ::: [Bitişik Zamir] [Şahıs:O/dişil]وَأَنْزَلْنَا : and ::: [Bağlaç (harf‑i atıf)]وَأَنْزَلْنَا : (have) revealed ::: [Türemiş Fiil] [Geçmiş Zaman] [Şahıs:Biz] [İf'âl Kalıbı] [فَـعَلَ=>أَفْعَلَ] Kök: ن ز لوَأَنْزَلْنَا : We ::: [Fiil Şahıs Çekim Eki] [Şahıs:Biz]فِيهَآ : therein ::: [Edat] [i‑haline çeken öntakı (harf‑i cer)]فِيهَآ : it ::: [Bitişik Zamir] [Şahıs:O/dişil]اٰيَاتٍ : Verses ::: [İsim] [Dişil çoğul] [e‑haline çekilmiş (mansûb)] Kök: أ ي يبَيِّنَاتٍ : clear ::: [Sıfat] [Dişil çoğul] [e‑haline çekilmiş (mansûb)] Kök: ب ي نلَعَلَّكُمْ : so that, perhaps ::: [Bağlaç] [e‑haline çeken (harf‑i nasb)]لَعَلَّكُمْ : you (you all) ::: [Bitişik Zamir] [Şahıs:Siz/eril]تَذَكَّرُونَ : take heed ::: [Türemiş Fiil] [Şimdiki/Geniş/Gelecek Zaman] [Şahıs:Siz/eril] [Tefa'ul Kalıbı] [فَـعَلَ=>تَفَعَّلَ] [u‑haline çekilmiş fiil (muzârî merfû)] Kök: ذ ك رتَذَكَّرُونَ : you (you all) ::: [Fiil Şahıs Çekim Eki] [Şahıs:Siz/eril]
Gramer Tahlili sekmesinden veya Kök listesinden bir kök seçiniz.
Gramer Tahlili sekmesinden veya Kök listesinden bir kök seçiniz.
Menü
Âyet Metni
Meâller
Ayete Git
Gramer Kökler
Öğrenme Modu