Menü
Meâller
Elmalılı H.Yazır
1. O tozdurup savuranlara
B.Bayraklı
1-6. Esip savuran rüzgârlara, yağmur yüklü bulutlara, kolayca akanlara, iş bölümü yapanlara yemin olsun ki, size vaad edilen kesinlikle gerçekleşecektir; ceza da kesinlikle olacaktır.
A.Bayındır
1. Yükseldikçe yükselenlere,[*][*] Allah birçok surede olduğu gibi bu surede de değer verdiği şeye yemin ederek bir başka şeyin önemine vurgu yapmaktadır. Burada dört şeye yemin etmiş ve kıyamet günü ile ilgili vaadlerin gerçekleşeceğine vurgu yapmıştır. O gün Allah’a en yakın olacak kişiler “sabikûn” yani önde olanlardır (Vakıa 56/10-11). Bu sebeple ayette ilk yemin edilen “ez-zâriyât (الذَّارِيَاتِ)”a “yükselen nefisler” anlamı vermek ve arkadan gelen şeyleri de o nefslerin özelliği saymak çok uygun olur. Zaten yemin edilen diğer üç şeyin başında takip ifade eden “fa (ف)” harfinin tekrarlanması, yemin edilen şeylerin tek bir varlığın birbirini takip eden özellikleri olduğunun delilidir. Hayırda yükselenler, ağır yükler yüklenir, sıkıntılara çözüm bulmaya çalışır ve görev paylaşımı yaparlar. Aynı şey, Saffat, Mürselat, Naziat ve Adiyat surelerindeki yeminler için de uygundur (Al-i İmran 3/114, 133, Enbiya 21/89-90, Müminun 23/57-61, Furkan 25/74, Hadid 57/21).  Dipnotlar »
C.Külünkoğlu
1. Tozu dumana katıp savuran (rüzgâr)lara,
S.Ateş
1. Savurup kaldıranlara,
İngilizce Kelime Meali
وَالذّٰرِيٰتِ=By those scattering, ذَرْوًا=dispersing,
(51) Zâriyât Sûresi Kelime Meâli
 ‎﴾ 1 ﴿‎   وَ=yemin olsun الذَّارِيَاتِ=esip savuranlara«sûrenin adıdır»ذَرْوًا=saçıp
 ‎﴾ 2 ﴿‎   فَ=sonra da الْحَامِلَاتِ=yük yüklenenlere وِقْرًا=ağır
 ‎﴾ 3 ﴿‎   فَ=sonra da الْجَارِيَاتِ=akıp gidenlere يُسْرًا=kolayca
 ‎﴾ 4 ﴿‎   فَ=sonra da الْمُقَسِّمَاتِ=paylaştıranlara أَمْرًا=yapılması istenmiş olan şeyi«emr»
 ‎﴾ 5 ﴿‎   إِنَّمَا=ancak ve sadece تُوعَدُونَ=size söz veriliyor«va′d»لَصَادِقٌ=kesinlikle gerçek«sãdık»olan
 ‎﴾ 6 ﴿‎   وَ=ve إِنَّ=şu bir gerçek ki الدِّينَ=o Yargılama«dîn»لَوَاقِعٌ=kesinlikle olacak olandır
 ‎﴾ 7 ﴿‎   وَ=yemin olsun السَّمَاءِ=göğe ذَاتِ=bulunan الْحُبُكِ=hatları
 ‎﴾ 8 ﴿‎   إِنَّكُمْ=ki siz لَفِي=kesinlikle içindesiniz قَوْلٍ=deyiş مُخْتَلِفٍ=farklı farklı
 ‎﴾ 9 ﴿‎   يُؤْفَكُ=çevriliyor عَنْهُ=ondan مَنْ=kimse أُفِكَ=çevrilecek
 ‎﴾ 10 ﴿‎   قُتِلَ=kahrolasıca الْخَرَّاصُونَ=tahminden başkasına dayanmayanlar«hars»
 ‎﴾ 11 ﴿‎   الَّذِينَ=kimselerdir هُمْ=kendileri فِي=içinde غَمْرَةٍ=bir cehalet سَاهُونَ=umursamazdırlar
 ‎﴾ 12 ﴿‎   يَسْأَلُونَ=sorarlar أَيَّانَ=ne zamandır? يَوْمُ=günü الدِّينِ=o Yargılama«dîn»
 ‎﴾ 13 ﴿‎   يَوْمَ=o gün هُمْ=onlara عَلَى=üzerinde النَّارِ=o Ateş′in«nãr»يُفْتَنُونَ=eziyet verilecek«fitne»
 ‎﴾ 14 ﴿‎   ذُوقُوا=tadın فِتْنَتَكُمْ=eziyetinizi«fitne»هَٰذَا=budur الَّذِي=şey كُنْتُمْ=olduğunuz بِهِ=kendisini تَسْتَعْجِلُونَ=acele istemekte
 ‎﴾ 15 ﴿‎   إِنَّ=şu bir gerçek ki الْمُتَّقِينَ=o kendini sakındıranlar«takvã»فِي جَنَّاتٍ=Cennetlerdedir(veya”bahçelerde”)وَ=ve عُيُونٍ=pınarlardadırlar
 ‎﴾ 16 ﴿‎   آخِذِينَ=edinirler مَا=olduklarını آتَاهُمْ=kendilerine vermiş رَبُّهُمْۚ="Efendi ve Sahib"lerinin«rabb»إِنَّهُمْ=şu bir gerçek ki onlar كَانُوا=idiler قَبْلَ=önce ذَٰلِكَ=işte bundan مُحْسِنِينَ=güzel davranan«ihsãn_muhsin»
 ‎﴾ 17 ﴿‎   كَانُوا=idi قَلِيلًا=pek az مِنَ اللَّيْلِ=gecenin içerisinde مَا=oldukları يَهْجَعُونَ=uyuyor
 ‎﴾ 18 ﴿‎   وَ=ve بِالْأَسْحَارِ=seherlerde هُمْ=onlar يَسْتَغْفِرُونَ=günahlarının örtülmesini dilerlerdi«istiğfar»
 ‎﴾ 19 ﴿‎   وَ=ve فِي أَمْوَالِهِمْ=‑vardı‑onların mallarında حَقٌّ=bir hak«hakk»(veya ”borç”)لِلسَّائِلِ=dilenen için وَ=ve الْمَحْرُومِ=yoksul için
 ‎﴾ 20 ﴿‎   وَ=ve فِي الْأَرْضِ=‑vardır‑yeryüzünde آيَاتٌ=açık işaretler«ãyet»لِلْمُوقِنِينَ=kanî«yekîn_mûkin»kimseler için
 ‎﴾ 21 ﴿‎   وَ=ve de فِي أَنْفُسِكُمْۚ=‑vardır‑kendinizdeأَ=musunuz? فَ=şu halde لَا تُبْصِرُونَ=görmüyor
 ‎﴾ 22 ﴿‎   وَ=ve فِي السَّمَاءِ=göktedir رِزْقُكُمْ=faydalandırıldığınız «nimetler» «rızk»وَ=ve مَا=şeyler تُوعَدُونَ=size söz verilen«va′d»
 ‎﴾ 23 ﴿‎   فَ=bu halde وَ=yemin olsun رَبِّ="Efendi ve Sahib"ine«rabb»السَّمَاءِ=göğün وَ=ve الْأَرْضِ=yeryüzününإِنَّهُ=ki o لَحَقٌّ=kesinlikle bir gerçektir«hakk»مِثْلَ=dengi مَا=şeyin أَنَّكُمْ=olduğunuz تَنْطِقُونَ=konuşuyor
 ‎﴾ 24 ﴿‎   هَلْ=mi? أَتَاكَ=geldi sanaحَدِيثُ=haberi ضَيْفِ=misafirlerinin إِبْرَاهِيمَ=İbrãhîm′inالْمُكْرَمِينَ=ağırlanan«ikrãm»
 ‎﴾ 25 ﴿‎   إِذْ=bir vakit دَخَلُوا=girdiler عَلَيْهِ=onun yanınaفَ=sonra da قَالُوا=dediler ki سَلَامًاۖ=Selam!«selãm»قَالَ=o dedi ki سَلَامٌ=Selam!«selãm»قَوْمٌ=bir toplumsunuz«kavm»مُنْكَرُونَ=tanınmayan
 ‎﴾ 26 ﴿‎   فَ=bu halde رَاغَ=dönüp gitti إِلَىٰ=yanına أَهْلِهِ=ailesinin«ehl»فَ=sonra جَاءَ=getirdi بِعِجْلٍ=bir buzağı سَمِينٍ=semiz
 ‎﴾ 27 ﴿‎   فَ=sonra da قَرَّبَهُ=yaklaştırdı onu إِلَيْهِمْ=önlerine قَالَ=dedi ki أَ=misiniz? لَا تَأْكُلُونَ=yemeyecek
 ‎﴾ 28 ﴿‎   فَ=bunun üzerine أَوْجَسَ=duydu مِنْهُمْ=onlardan dolayı خِيفَةًۖ=bir korkuقَالُوا=dediler ki لَا تَخَفْۖ=korkmaوَ=ve بَشَّرُوهُ=müjdelediler ona بِغُلَامٍ=bir oğlan çocuğu عَلِيمٍ=bilen«alîm»
 ‎﴾ 29 ﴿‎   فَ=sonra أَقْبَلَتِ=geldi امْرَأَتُهُ=karısı فِي صَرَّةٍ=çığlık içindeفَ=bu halde صَكَّتْ=vuruyordu وَجْهَهَا=kendi yüzüneوَ=ve قَالَتْ=dedi ki«dişil» عَجُوزٌ=bir kocakarı(yım) عَقِيمٌ=kısır
 ‎﴾ 30 ﴿‎   قَالُوا=dediler kiكَذَٰلِكِ=işte böyle قَالَ=demiştir رَبُّكِۖ="Efendi ve Sahib"in«rabb»إِنَّهُ=şu bir gerçek ki هُوَ=O الْحَكِيمُ=‑asıl‑”Hükümleri Doğru Olan”dır«hakîm»الْعَلِيمُ=‑asıl‑”Bilen”dir«alîm»
 ‎﴾ 31 ﴿‎   قَالَ=dedi ki فَ=bu halde مَا=nedir? خَطْبُكُمْ=meseleniz«hatb»أَيُّهَا=Ey! الْمُرْسَلُونَ=Elçi«rasûl»gönderilmişler
 ‎﴾ 32 ﴿‎   قَالُوا=dediler إِنَّا=ki biz أُرْسِلْنَا=gönderildik إِلَىٰ قَوْمٍ=bir topluma«kavm»مُجْرِمِينَ=suç işleyen«cürüm_mücrim»
 ‎﴾ 33 ﴿‎   لِنُرْسِلَ=gönderelim diye عَلَيْهِمْ=onların üzerine حِجَارَةً=taşlar مِنْ طِينٍ=çamurdan
 ‎﴾ 34 ﴿‎   مُسَوَّمَةً=işaretlenmiş عِنْدَ=katında رَبِّكَ="Efendi ve Sahib"inin«rabb»لِلْمُسْرِفِينَ=ölçüyü aşanlar«isrãf_müsrif»için
 ‎﴾ 35 ﴿‎   فَ=sonra da أَخْرَجْنَا=dışarı çıkardık«ihrãc»مَنْ=kimseleri كَانَ=olan فِيهَا=orada مِنَ الْمُؤْمِنِينَ=inanıp güvenenlerden«mü′min»
 ‎﴾ 36 ﴿‎   فَ=fakat مَا وَجَدْنَا=bulmadık فِيهَا=oradaغَيْرَ=başka بَيْتٍ=bir evden مِنَ الْمُسْلِمِينَ=teslim/müslüman olmuş«teslîm_müslim»
 ‎﴾ 37 ﴿‎   وَ=ve تَرَكْنَا=bıraktık فِيهَا=orada آيَةً=bir açık işaret«ãyet»لِلَّذِينَ=kimseler için يَخَافُونَ=korkan الْعَذَابَ=o cezadan«azãb»الْأَلِيمَ=üzüntü veren«elîm»
 ‎﴾ 38 ﴿‎   وَ=ve فِي مُوسَىٰ=‑vardı‑Mûsã′daإِذْ=bir vakit أَرْسَلْنَاهُ=göndermiştik onu إِلَىٰ فِرْعَوْنَ=Firavun′aبِسُلْطَانٍ="dayanacak bir şey"«sultãn»ile مُبِينٍ=apaçık«mübîn»
 ‎﴾ 39 ﴿‎   فَ=bunun üzerine تَوَلَّىٰ=o sırt çevirdi«tevellã»بِرُكْنِهِ=yandaşlarıylaوَ=ve قَالَ=dedi ki سَاحِرٌ=bir aldatmacacı(veya ”sihirbaz”) أَوْ=veyahut da مَجْنُونٌ=cin etkisindedir(veya ”deli”)
 ‎﴾ 40 ﴿‎   فَ=sonra أَخَذْنَاهُ=tuttuk onu وَ=ve جُنُودَهُ=askerleriniفَ=sonra da نَبَذْنَاهُمْ=attık onları فِي الْيَمِّ=suyun içineوَ=halde هُوَ=kendisini مُلِيمٌ=kınayan
 ‎﴾ 41 ﴿‎   وَ=ve فِي عَادٍ=‑vardı‑Âd′deإِذْ=bir vakit أَرْسَلْنَا=gönderdik عَلَيْهِمُ=onlara الرِّيحَ=bir rüzgâr الْعَقِيمَ=kurutan
 ‎﴾ 42 ﴿‎   مَا تَذَرُ=bırakmıyor مِنْ=herhangi شَيْءٍ=bir şeyi أَتَتْ=geçtiği عَلَيْهِ=üzerindenإِلَّا=olmadan جَعَلَتْهُ=ediyor onu كَالرَّمِيمِ=kül gibi
 ‎﴾ 43 ﴿‎   وَ=ve فِي ثَمُودَ=‑vardı‑Semûd′daإِذْ=bir vakit قِيلَ=denmişti ki لَهُمْ=onlaraتَمَتَّعُوا=yararlanın حَتَّىٰ=kadar حِينٍ=bir müddete
 ‎﴾ 44 ﴿‎   فَ=fakat عَتَوْا=başkaldırdılar عَنْ أَمْرِ=yapılmasını istemiş olduğu şeye«emr»رَبِّهِمْ="Efendi ve Sahib"lerinin«rabb»فَ=sonra da أَخَذَتْهُمُ=yakaladı onları الصَّاعِقَةُ=o yıldırımوَ=iken هُمْ=kendileri يَنْظُرُونَ=bakıyor
 ‎﴾ 45 ﴿‎   فَ=böylece مَا اسْتَطَاعُوا=güçleri yetmedi«istitãat»مِنْ قِيَامٍ=ayakta kalmayaوَ=ve مَا كَانُوا=olmadılar مُنْتَصِرِينَ=yardım edilen
 ‎﴾ 46 ﴿‎   وَ=ve قَوْمَ=toplumu«kavm»نُوحٍ=Nûh مِنْ قَبْلُۖ=daha önceإِنَّهُمْ=şu bir gerçek ki onlar كَانُوا=idiler قَوْمًا=bir toplum«kavm»فَاسِقِينَ=yoldan çıkmış«fısk_fãsık»
 ‎﴾ 47 ﴿‎   وَ=gelince السَّمَاءَ=göğeبَنَيْنَاهَا=vücuda getirdik onu بِأَيْدٍ=«el ile»sağlamlıklaوَ=ve إِنَّا=şu bir gerçek ki Biz لَمُوسِعُونَ=kesinlikle genişleticiyiz
 ‎﴾ 48 ﴿‎   وَ=gelince الْأَرْضَ=yeryüzüneفَرَشْنَاهَا=dayayıp döşedik onuفَ=şu halde نِعْمَ=ne güzel الْمَاهِدُونَ=dayayıp döşeyeniz
 ‎﴾ 49 ﴿‎   وَ=ve مِنْ كُلِّ=her شَيْءٍ=şeyden خَلَقْنَا=yarattık زَوْجَيْنِ=iki eşلَعَلَّكُمْ=olur ki diye siz تَذَكَّرُونَ=düşünüp ders çıkarırsınız«tezekkür»
 ‎﴾ 50 ﴿‎   فَ=bu halde فِرُّوا=kaçıp kurtulun إِلَى اللَّهِۖ=Allah′aإِنِّي=şu bir gerçek ki ben لَكُمْ=size مِنْهُ=O′ndan نَذِيرٌ=bir uyarıcıyım مُبِينٌ=apaçık (veya”açıklığa kavuşturan”)«mübîn»
 ‎﴾ 51 ﴿‎   وَ=ve لَا تَجْعَلُوا=kılmayın مَعَ=beraber اللَّهِ=Allah′la إِلَٰهًا=ilâhlar آخَرَۖ=başkaإِنِّي=şu bir gerçek ki ben لَكُمْ=size مِنْهُ=O′ndan نَذِيرٌ=bir uyarıcıyım مُبِينٌ=apaçık (veya”açıklığa kavuşturan”)«mübîn»
 ‎﴾ 52 ﴿‎   كَذَٰلِكَ=işte böyledirمَا أَتَى=gelmedi ki الَّذِينَ=olanlara مِنْ قَبْلِهِمْ=kendilerinden öncekiler içerisinden مِنْ=herhangi رَسُولٍ=bir Elçi«rasûl»إِلَّا=olmasın قَالُوا=demeleri سَاحِرٌ=bir aldatmacacı(veya ”sihirbaz”) أَوْ=veya مَجْنُونٌ=cin etkisindedir(veya ”deli”)
 ‎﴾ 53 ﴿‎   أَ=mı? أَتَوَاصَوْا=tembih edip bıraktılar«vasıyyet» birbirlerine بِهِۚ=onuبَلْ=yok aslında! هُمْ=onlar قَوْمٌ=bir toplumdu«kavm»طَاغُونَ=azmış«tuğyãn_tağ′ût»
 ‎﴾ 54 ﴿‎   فَ=öyleyse تَوَلَّ=sırt çevir«tevellã»عَنْهُمْ=onlaraفَ=bunun üzerine مَا=değilsin أَنْتَ=sen بِمَلُومٍ=kınanacak
 ‎﴾ 55 ﴿‎   وَ=ve ذَكِّرْ=tembihte bulun«tezkîr»فَ=şu halde إِنَّ=şu bir gerçek ki الذِّكْرَىٰ=o «ilâhî» Tembih«zikr»تَنْفَعُ=fayda verir الْمُؤْمِنِينَ=inanıp güvenenlere«mü′min»
 ‎﴾ 56 ﴿‎   وَ=ve مَا خَلَقْتُ=ben yaratmadım الْجِنَّ=cinleri وَ=ve الْإِنْسَ=insanlarıإِلَّا=olması dışında لِيَعْبُدُونِ=«kulluk»hizmet«abd»etsinler bana diye
 ‎﴾ 57 ﴿‎   مَا=ne أُرِيدُ=istiyorum مِنْهُمْ=onlardan مِنْ=herhangi رِزْقٍ=bir faydalandıracak «nimet» «rızk»وَمَا=ne de أُرِيدُ=istiyorum أَنْ يُطْعِمُونِ=beslemelerini beni
 ‎﴾ 58 ﴿‎   إِنَّ=şu bir gerçek ki اللَّهَ=Allah′ın هُوَ=kendisidir الرَّزَّاقُ=«nimetlerden» faydalandıran«rızk»ذُو=sahibidir الْقُوَّةِ=kuvvet الْمَتِينُ=sağlam
 ‎﴾ 59 ﴿‎   فَ=bu halde إِنَّ=şu bir gerçek ki لِلَّذِينَ=‑vardır‑kimseler için ظَلَمُوا="haksızlık ve kötülük"«zulm_zãlim»etmiş ذَنُوبًا=bir suç«zenb»مِثْلَ=dengi ذَنُوبِ=suçunun«zenb»أَصْحَابِهِمْ=yoldaşlarının«eshãb_sãhib»فَ=öyleyse لَا يَسْتَعْجِلُونِ=acele istemesinler benden
 ‎﴾ 60 ﴿‎   فَ=o zaman وَيْلٌ=vay haline! الَّذِينَ=kimselerin كَفَرُوا=«ilâhi sözleri» görmezlikten gelmiş«küfr_kãfir»مِنْ يَوْمِهِمُ=günlerinden dolayı الَّذِي=oldukları يُوعَدُونَ=söz veriliyor«va′d»
Âyet Metni : (Zâriyât.1) (26. Cüz | 520. Sayfa)
Okunuşu :
1. veẕẕâriyâti ẕervâ.
(Zâriyât.1) Grameri
وَالذَّارِيَاتِ : by! ::: [Bağlaç (harf‑i atıf)]وَالذَّارِيَاتِ : the ::: [Belirlilik Takısı]وَالذَّارِيَاتِ : those scattering ::: [İsim] [Dişil çoğul] [etken fiilden Fiilimsi] [i‑haline çekilmiş (mecrûr)] Kök: ذ ر وذَرْوًا : dispersing ::: [İsim] [Eril] [e‑haline çekilmiş (mansûb)] Kök: ذ ر و
Gramer Tahlili sekmesinden veya Kök listesinden bir kök seçiniz.
Gramer Tahlili sekmesinden veya Kök listesinden bir kök seçiniz.
Menü
Âyet Metni
Meâller
Ayete Git
Gramer Kökler
Öğrenme Modu